eğer hayatımı yeni baştan başlatabilseydim

mahperi
O yaşamda daha çok hata yapardım. O kadar mükemmel olmaya çalışmazdım. Daha çok dinlenirdim. Bu yaşamda onca ciddiyetin arasında yapamadığım kadar eğlenirdim. O kadar temiz kalmazdım. Daha fazla riskler göze alır, daha çok gezer, daha çok günbatımı seyrederdim, daha çok çocukla oynardım. Yalnız bu yaşamda bir şansım daha olsaydı.
Gel kör ki işte 85 yaşındayım ve biliyorum ki artık ölmekteyim...
Jorge luis borges
biriyilikhayali
Ölümün bir son olmadığını, asıl yaşamın öte dünyada başladığını daha erken fark edip, ona göre bir yaşamın temellerini daha erken atmak; böylece kökleşmiş, derinleşmiş, hayatımın vazgeçilmezi haline gelmiş hayırlı alışkanlıklarımın oluşmasını isterdim. Bir yaştan sonra insan eski alışkanlıklarını kolay kolay bırakamıyor, yeni alışkanlıklar da kolay kolay oturmuyor. Hayatımın başlangıcından beri olmasını istediğim şeylerin başında misal: sabah namazına vaktinde ve zorlanmadan kalkmak vardır. Öğlene kadar yata yata büyümüş, bir gün bile "hadi kalk namaza" diye dürtülmemiş bu bünye, uykuyu hala çok seviyor. "Bırakın öğlene" değil "ölene kadar yatayım" modundayım.

Konuyla bağlantılıdır: bu kadar uyku istemek, mevcut hastalıklarımdan ileri gelmekte. Hayatı başa alsaydım: daha çok dengeli ve doğal beslenir; güneşe çıkmayı ihmal etmez, beni strese boğan insanlar için: hayatımdan çıkarabildiğimi çıkarır, "çıkaramadığımı ise takmamayı" daha erken yaşta öğrenmeyi isterdim.

Ve günümüz tıbbının genel hatlarıyla bir ticarethane olduğunu; en basit hastalığa bile kutu kutu ilaç reçete edildiğinde "hmm, bu doktor, okumuş etmiş; bir bildiği vardır" diye körü körüne güvenmemek gerektiğini, o ölüm fermanı gibi ilaç prospektüslerinin "doktorun söylemlerinden daha çok" dikkate alınması gerektiğini daha evvel fark etmek isterdim. Böylece geçmişe dönüp baktığımda nerede ise -zavallı bir kronik stres mağduru olması dışında bir sebepten- hastalık görmemiş bu bünye için, ilaç değil; ben olsam: Kur'an, psikoloji eğitimi, güneş, egzersiz, sağlıklı beslenme reçete ederdim. Vücudun "hastalandıktan sonra" değil, "hastalandırıldıktan sonra" düzeltilmesinin zor olduğunu, kronik stresin zehir içmek kadar hastalandırıcı ve ağır hasar bırakma potansiyeli olduğunu ve tekraren "satışı olan hiçbir şeyin" övülmesine "körü körüne" güvenmemeyi daha evvel öğrenmek isterdim. Tıp ile kolkola gıda sektörüne de... "Hmm, bu çikolata çok lezzetli, marka da mükemmel kalite; içinde şu katkılar da var ama bu kaliteli marka bizi bile bile zehirleyecek değil ya?" He he, tabi zehirlemez canım; vardır bir bildikleri...

Not: Canınız çok istediğinde böyle şeylerde kaliteli marka tüketmeye devam edin. Merdivenaltı ürünler sizi kısa sürede öldürür ama bunlar kalite: önce yavaş yavaş hasta edip, sonra sizleri kankaları olan ilaç şirketlerinin mudavimi yaparlar; sonra, çoook sonra, önce hastalıklarla tanışıp, sonra yavaş yavaş ölürsünüz. (Etinizle, sütünüzle, sizleri çok sevdiklerinden; o mükemmel "evde doğal malzemelerle kopyasını yapamadığınız" o ürünleri, sadece "sizi daha çok mutlu etmek istedikleri" için ürettiklerinden emin olabilirsiniz.(!) )

Tekrar, üstüne basa basa:

1. Öte dünya var; ona hazırlan, onun için çabala.

2. Sağlığın için hasta olmadan önce çabala; stresin, güneşsizliğin, hareketsizliğin ve doğal olmayan her tür şeyin en ciddi hastalık sebeplerinin başında geldiğini unutma (kimyasal parfümler, kozmetikler de. Burnunuz koku aldığında, içinize çektiğiniz ne? "Ciğerden kana emilim"den daha hızlı emilim şekli mi var? Enjektörle bir şeyi kana zerk etmekten sonraki en hızlı emilim. Üstelik filtresiz! Yedikleriniz önce mide, sonra bağırsak (en son bi de karaciğer) süzgecinden geçer. Ya soluduklarınız? Ve deri? Deriden kana emilimi, mesela latekse alerjisi olan bir doktorun yanlış eldiven giymesi ile acillik olması haberinden anlayabilirsiniz. (normalde belirtileri hafifmiş ve uzun yıllar dikkat ediyormuş ama bir gün uygun malzemede eldiven stoğu kalmayınca, lateks için "aman, biraz sıkıntı verir, idare ederim" demiş. Ama seneler sonra belirtisi, önceki yıllardaki gibi olmamış. Hani yerfıstığı veya çilek alerjisi olanları filmlerde görürsünüz ya, öyle olmuş. Alınacak ders: deriden kana emilim varmış, yüzünüze "korkmadan yiyemeyeceğiniz hiçbir şeyi sürmemek" temel prensibiniz olsun )

3. Dünya çakal dolu; gözünü aç, kimseye körü körüne güvenme.

Bunları daha evvelden bilip yapsaydım;

Asıl değerli olan hayatı kazanmak için kökleşmiş alışkanlıklarım olurdu.

Yüzde 99,99999999 şu an sahip olduğum kronik hastalıklarım olmazdı.

Böylelikle "Önce iman, sonra sağlık; elhamdülillah şu dünya ve öte dünya hayatı için en çok gereken 2 şey için yeterli donanımdayım" sevinci ile: güneş daha parlak, kuşlar daha şen, çiçekler daha renkli olurdu.

Şu anki halim ise: çoğunlukla boşa çekiliyormuş gibi görünen kürek çekmek şeklinde görünüyor. Tek, ama tek, gerçekten tek mutluluğum: Allah, sonuca bakmıyor. Bu dünyadakilerin başarı kıstası gibi "diplomanı alabildin mi, kasanda ne kadar para var, istediklerinin ne kadarına sahip olabildin?" diye başarıyı ölçmüyor. Allah katında başarı, sonuca ulaşanlar için değildir. O sonuca ulaşmak için çabalayanların, "o çaba yolunda kalması ve o çaba yolunda ölmesi"dir Allah yolundaki başarı. Öyle olmasaydı, şehidlik mertebesi: Allah yolunda savaş "kazananlara" verilirdi. Oysa şehidlik mertebesi Allah yolunda "ölenlere" veriliyor. Öldün, savaşı kaybettin, bundan büyük başarısızlık mı var? Hayır, öyle değil; o başarısızlık bu dünyanın ölçütü. Allah katında ise iş çok farklı. Başarmak için canını ortaya koydun, yılmadın, çabaladın; sonuna, hatta ölene kadar... İşte bu, Allah katındaki başarıdır. Ve işte ben, en çok bunu seviyorum bu dünya için; bu gerçeği. Üzerinde dert edilecek, başarmak için çabalanacak, bundan daha değerli hiçbir şey yok. İnsanlar için ölün bitin, onların karşısında "başaramadığınız sürece" hiçbir değeriniz olmayacak. "Çabalamanın" değerini size sadece ama sadece Allah verir. O'nun için çabalayın, gerçekten sadece O'nun için.
ankakusu
eğer hayatımı yeni baştan başlatabilseydim kendime tek bir nasihatim olurdu: acele etme, sakin ol
: şöyle bir bakıyorum da hayattaki en büyük hatalarım hep aceleyle alınmış kararlar yüzünden.

hoş geldiniz, bilginizle fikirler ve eleştiriler getirdiniz.


eski defterler ile zamanda yolculuk açılıyor. dün, bugün, yarın ve sonsuza değin el değmemiş konularda deneyim ve düşüncelerinizi açıkça paylaşabildiğimiz kronolojik bilgilik, hayata dair ne varsa aklınızdakilere 7/24 tercüman olacak etik çerçevede bir topluluğuz.
üyemiz olarak, zaman makinesi eski defterler'e siz de özgürce yazılar yazmak ve yönetimine katılmak ister misiniz? iletişim: sozluk@eskidefterler.com

hemen yazar olun