confessions

palindrom

3. nesil murahhas - darülfünun - murahhas -

  1. toplam entry 5
  2. takipçi 1
  3. puan 343

yalnızlık

palindrom
Yalnızlığı oldum olası sevdim. kitaplarımı, kahvemi, çayımı, hayatımda o anda varolan hayvan ve bitkilerin birbiriyle uyumunu... camların dışında hava kararırken kimi zaman sessizlik içinde, kimi zaman güzel bir müziğin veya filmin eşliğinde geçirilen saatleri. Böyle anlarda ruhum dinginleşir, zihnim berraklaşır benim. adeta zaman geçmiyormuş ve dışarıda bir dünya yokmuş gibi yalnızca kendi keyifli anlarıma odaklanırım. dışarıda da, içeride de olsa tüm günlük telaşelerden uzak geçirilen dakikalar benim için nimettir. onun için olacak; böyle zamanlarda ne sürekli sosyal medyada vakit geçirir, ne telefon ve mesajlara boğarım kendimi. tatilim, alışverişim, eğlencem, doktor randevum, yürüyüşüm için sohbetinden keyif aldığım bir arkadaşa hiç hayır demesem de bunların tamamını ve daha fazlasını yalnız başıma da yapmaktan inanılmaz keyif alırım.
Aslında belki de bir insanın en büyük lüksüdür yaşamındaki dakikalarda yalnız başına olmaktan da keyif almak. böyle anlarda her şeye daha dikkatli bakar, içinizi şöyle bir kurcalama imkanı bulur, tabiri caizse tüm karmaşadan iki adım geriye çekilerek uzaktan seyredersiniz.
o yüzden kendinizi bir tartın derim.. eğer yalnız kalamayanlardansanız kendinize bir fırsat verin. ilk başlarda belki ne yapacağınızı pek bilemeseniz de sonra kendi kendinizin en iyi arkadaşı olabileceğinizi farkedeceksiniz söz veriyorum. alışveriş? diye soranlara.. yanınızdaki arkadaşınız hangi rengi seçerse seçsin siz yine de kendi sevdiğiniz; size daha çok yakıştığını düşündüğünüz rengi tercih etmeyecek misiniz? :)

clubhouse

palindrom
Pandemiye kadar hiç sosyal medya hesabım olmadı. Ne Facebook, ne Twitter, ne Instagram. Sonra yalnızlığın had safhaya ulaştığı günlerde bir arkadaşım Clubhouse daveti gönderdi. Merak edip indirdim, bir profil oluşturdum. Tercihinize göre bazı odalara dahil olup arzu ederseniz dinleyerek, arzu ederseniz konuşmaya katılarak başka herhangi bir ortamda bir araya gelip fikrini dinleme imkanınızın olmadığı farklı coğrafyalardan, kültürlerden, yetiştirilme tarzlarından, eğitim seviyelerinden gelen insanlarla hiç bir abartı olmadan konuşabilmek güzel bir his verdi. Kişisel olarak sosyal medyanın daima insanın kendini, kendi isteğiyle tehlikelere açık hale getirdiği bir platformlar yığını olduğunu düşünmüşümdür. Clubhouse'ın ilk zamanları bunu yalanlar nitelikteydi. Sonra her yeni başlayan akım gibi bu da giderek insanların birbirine bağırdığı, odalardan attığı, engellediği, birilerinin mesaj kutuları üzerinden kendine partner sağlamaya çalıştığı, bazılarının diğerlerine üstün çıkmaya çalıştığı, özel odalarda görüşmenin ve sanal flörtlerin hız kazandığı (bana göre) anlamsız bir yer haline geldi. Çok güzel bir hayat anlayışına sahip, çok düzgün, kendini bir veya bir kaç konuda hayranlık duyulacak derecede yetiştirmiş bir çok insanla da tanıştım, tanışmak derken bir nev'i tabii. Bu arada kişisel seçimin önemine inanırım. Neticede ben istemediğim müddetçe hiç kimse hayatıma dahil olamaz; yine bu zemini ben oluşturmuyorsam hiç kimse özelimi öğrenemez. Kötü amaçlar için kullanılabilir mi? Kesinlikle evet. Sanal ortamlarda tanıştığınız insanların söyledikleri kişiler çıkmaması mümkün mü? Çok yüksek bir ihtimalle. (Bunu eleştiren herkes önce kendini sosyal medyaya çektiği 35 resimden en iyisini koyup koymadığıyla sorgulasın)
Hayatın içinde eğer mesafeleri kaldıracak bir yöntem arıyorsanız ve farklı görüşlerle tanışmaya, dinlemeye açıksanız başka bir yolunuzun olmadığını farkettim. Kendi yalnızlıklarımızın ve ilgi, sevgi, beğenilme arzularımızı tatmin etme isteğimizin kölesi olduğumuz noktada indiriyoruz genellikle duvarlarımızı..

uçuşan düşünceler

palindrom
Neredeyse her türlü hayvanı severim. Yıllar içinde bir kaç köpek, küçükken evde kedi, muhabbet kuşu, balıklar derken ne çok dışında kaldım ne tamamen kendimi kaptırdım sanırım. bizimle anlaşabilmelerinin onlar için ne kadar zor olduğunu düşünüyorum bazen. bu tıpkı bir kelime bile dilini bilmediğiniz, hiç bir yaşam koşulundan haberdar olmadığınız ve sizi neyin etkileyeceği yönünde bir fikrinizin dahi olmadığı bir ülkeye bırakılmak gibi. birileri var, size bir şeyler söylüyorlar. ne dediklerini anlamıyorsunuz. neyi yapmanız gerektiğinden emin değilsiniz. yaptığınız ya da yapmadığınız bir şeylerin size dönüşünün ne olacağı konusunda da bir fikriniz yok. acıktığınızı anlayacaklar mı, su ya da yiyecek bulabilecek misiniz, bulduğunuzda devamı gelecek mi bilmiyorsunuz. size kötü mü iyi mi davranacaklar o da belli değil. bir yeriniz acırsa bunu ifade etme şansınız yok. üstelik bu canlıların sizin üzerinizde bir gücü var. yemeğiniz ve suyunuz, barınmanız onların elinde ve tasmalar, kafesler, kutularla sizi hapsedebiliyor veya istedikleri yöne götürebiliyorlar. belki de bu nedenle gözüme hep çok tedirgin görünüyorlar. belli bir kısmı ise bu bilinmez koşulları daha gür sesler çıkararak, ilk önce kendisi saldırarak, etrafına korku salarak zarar görmeden atlatmaya çalışıyor gibi... kimi zaman birileriyle bir bağ kurduklarını hissederek güvende olduklarına ikna oluyorlar ve daha sonra çeşitli nedenlerle bu güvenli ortamı kaybedip yeniden aynı bilinmezliğe dönüyorlar. Yaşamın içerisinde düşünecek bir sürü şey varken buna neden mi takıldım? bu da hayata dair detaylardan biri çünkü.

uçuşan düşünceler

palindrom
Geçenlerde bir paylaşıma rastladım. Ölenin arkasında bıraktıklarının, takip eden zamanda (1 yıl içerisinde) duygu değişimlerini, yaşananları ve o esnada ruhunu teslim etmiş olan bedenin geçirdiği aşamaları anlatıyordu.

Bir kaç kere dinledim. Gerçekliği ve anlatanın yalınlığı beni sarstı.

Bir yanım böyle olması gerektiğini ve bunu engellemenin mümkün olmadığını düşünürken diğer yanımı kabullenmekte zorlanırken yakaladım.

Halbuki her yaşamın en sığ ve basit tabiriyle enerjiden oluştuğuna, enerjinin hiçbir koşulda kaybolmadığına inanırım.

Kaybettiğim onca insanın yüreğini bir şekilde içimde muhafaza ettiğime ve enerjinin bana bir şekilde onların sevgisi, koruması olarak dokunduğuna...

Kimine göre doğru, kimine göre yanlış; hatta günah.

Bu benim hissettiğim. Dayattığım, savunduğum değil. Çünkü günün sonunda kişi kendiyle başbaşayken neyi kendine yakın buluyorsa yine oraya yönelir.

Sanırım ne kadar okursak okuyalım, üzerinde ne kadar düşünürsek düşünelim ya da kabullenme seviyemizin ne olduğunu iddia edersek edelim, ölümün en acı yanı yoksunluk ve herkes kendince bunu aşmaya çabalıyor.

İçimin kalabalıklığı dilime vurdu gün akşam olurken...

uçuşan düşünceler

palindrom
Hatırlıyorum da, çocukluğumuz boyunca annemle babamın hiçbir kavgasına şahit olmamıştık. Arada bir tatlı tatlı takılırlardı birbirlerine ama ne sert bir söz, ne ters bir bakış, ne de yükselen sesler yoktu hayatımızda. Biz çocuklar kimi zaman bir şeylerin ters gittiğini hissederdik tabii. Annem sofraya yemeği sessizce koyar, hiç muhabbet etmezler, yalnızca arada bir babamın "teşekkür ederim" leri, annemin "afiyet olsun" ları dışında bir diyalogları olmazdı.

Aradan yıllar geçti. Hepimizin çevresini kavgalar, tartışmalar, diyaloglarda seviyesini koruyamayan insanlar, öfkesini çıkarmak için sesinin yettiği kadar bağıranlar sardı bazen.. Öyle dönemlerden birinde anneme sordum.

Ben - "Sahi, siz babamla hiç kavga etmediniz mi anne?"
Annem - "Etmez miyiz, hem de çook"
Ben - "Biz niye hiç duymadık?"
Annem - "Hani o sizi götürmüyoruz diye küstüğünüz, babanla bir sahile inip hava alacağız dediğimiz zamanlarda ne yaptığımızı sanıyordunuz, sizi evde bırakıp keyfimize göre dolaşıp mısır yediğimizi mi?"

Birkaç şeyi aynı anda farkettiğimi anımsıyorum. Birbirlerine (kavgaları ne olursa olsun en azından bizim yanımızda) hiç saygısızlık etmediklerini, sakin çocuklar olarak yetiştiğimiz için ne kadar şanslı olduğumuzu, eğitim hayatları olmamasının ebeveynleri doğru davranmaktan alıkoymayabileceğini, hiçbirimizin (kardeşlerimden bahsediyorum) yaralayıcı davranan/konuşan, tartışmayı kavga zanneden insanlarla yakın olmamamızın nedeninin aslında bunu içselleştirememiz olduğunu... gibi gibi işte. Şimdilerde kafeteryalarda, yollarda, TV'de insanların, özellikle de çiftlerin birbirlerine davranışlarını görünce içimde bir anneanne hüznü, "ah eski günler" diyerek gezmelerim...

hoş geldiniz, bilginizle fikirler ve eleştiriler getirdiniz.


eski defterler ile zamanda yolculuk açılıyor. dün, bugün, yarın ve sonsuza değin el değmemiş konularda deneyim ve düşüncelerinizi açıkça paylaşabildiğimiz kronolojik bilgilik, hayata dair ne varsa aklınızdakilere 7/24 tercüman olacak etik çerçevede bir topluluğuz.
üyemiz olarak, zaman makinesi eski defterler'e siz de özgürce yazılar yazmak ve yönetimine katılmak ister misiniz? iletişim: sozluk@eskidefterler.com

hemen yazar olun