tanrı nedir

omer
Bu soruda hiçbir hakaret, aşağılama yok sayın yazarlar! Şayet inkâr edersem de benim inancım bana, her koyun kendi bacağından asılır. Ben kimsenin dinine bir kötü yorumda bulunmuyorum.
Din felsefesi diye bir şey var, bilginize!

Sorgulanmamış hayat, yaşamaya değmez.
-Sokrates

aöf

danisman
Açık Öğretim Fakülteleri yani AÖF'ler, ilk bakışta sanki normal eğitimin yani örgün eğitimin önünü kapatan bir tehlike gibi gözükse de, çeşitli sebeplerden dolayı üniversite okuma imkanı olamayanlar için aslında tam anlamıyla yeni bir hayata adım atmak için en güzel kapıdır. Daha önce de şimdide de olduğu gibi, genel anlamda bizlerin AÖF'lere karşı ön yargılarımız hiç bitmedi, bitmeyecek gibi de duruyor. Bunu çok net bir şekilde günümüzde, iş başvuruları yapılırken çoğunlukla hatta hemen hemen herkes, aranan kriterler arasında örgün ilgili bölüm mezunlarının başvuru yapma hakkının verilmesi sadece, diğer açıktan mezun kardeşlerimizin etiketlenmesine ve dışlanmasına neden oluyor. Arkadaşlar, İşe alımlarda ''liyakatın'' çok önemli olması gerekir. Düşünsenize insanları işe almada onları görmeden sivilerine (CV) göre değerlendirip ön yargıyla hareket etmiş oluyoruz, hem işe alınan hem de alınmayan için. Eminim ki birçoğumuz, gerçekten hakkıyla bir yerlere gelebilmeyi başarabilmiştir. Ama bir o kadar da eminim ki torpille yerleşenlerin sayısı da hiç az değildir. Düşünsenize sivilerini kontrol ettiğimiz kişilerin birçoğunun torpille girilen bilgiler olup olmadığını nerden biliyorsunuz? Diyelim ki tamam, böylelerini de aldınız işe. Peki, AÖF mezunlarını daha görüp değerlendirmeden, direk elleyip etiketlemek, sizce adaletli bir davranış mıdır? Nerden biliyorsunuz ki bu insanların, örgün öğretimden mezun olmuş birçok kişiden daha başarılı olmadıklarını... Bu mezunların çoğu başta da söylediğim gibi, gerçekten imkanı olmadığı için AÖF'de okumak zorunda kalıyor. Düşünsenize eve ekmek götürmek için alın teriyle çalışıp didinen o kadar insanın, ayrıca onu bekleyen başka insanlarını varlığını... Eminim ki AÖF mezunlarının çoğunun hatta hemen hemen hepsinin çok başarılı olduklarını biliyorum. Çünkü bu insanlar gerçekten bir yerlere gelmek için, imkanları olmadığı halde bu kadara yokluğa rağmen bir de hala okumak için yazılıyorlarsa AÖF'lere eğer, şahsen şapkamı çıkarıp önlerinde eğiliyorum. Sonsuz saygılarımı sunuyorum, bu düşüncedeki insanlara. Gerçi şimdiki koşullarımızı göz önünde bulundurduğumuzda, örgün öğretim üniversitelerden mezunlarımızın bile durumları bu kadar muamma iken bu güzelim ülkede, doğuştan etiketlenmiş AÖF öğrencilerin halini zaten düşünemiyorum bu durumda ne yazık ki:(((... Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun.

hastalık hastası olmak

farmasiyen
vücudundaki en küçük reaksiyondan, en ufak kıpırtıdan, en minik tepkiden çok kötü senaryolar üretme potansiyeli. örneğin:
- başım dönüyor, acaba tümör mü?
- karnım ağrıyor, yoksa apandisitim mi patladı?
- suratımda sivilce çıkmış; yoksa bu, içimdeki kanserin dışa yansıması mı? (tevbe tevbe)
hastalık hastalarının genel özellikleri şöyledir:
- kendilerini dinlerler.
- internetten hastalık belirtileri okumayı çok severler. hatta birçok konuda uzmanlaşmışlardır. show TV'de her yaz günü Doktorlar dizisini izleyen insanlar gibi; tıp terimlerine, medikal cihazlara falan oldukça âşinâdırlar.
- hastaneye gidince rahatlarlar, tüm semptomları kaybolur. eve gelince bunlar yine nükseder.
hastalık hastasını hasta olmadığına ikna etmek imkânsızdır. o; 'hasta değilsin, benden sağlamsın, turp gibisin' tarzı sözleri hakaret olarak algılar. çünkü o çok hastadır, fakat siz kendisini anlamıyorsunuzdur! (!)
hastalık hastası hiçbir zaman bir-iki doktorla yetinmez. işini sağlama almak için doktor doktor gezmeyi tercih eder.
bunların tam tersine, bir de hiçbir şeyi takmayan, vücudundaki her şeyi hayra yoran (!) bir grup vardır.
meselâ sürekli bir yeri mi ağrıyor?
'amaan canım, damar damar üstüne binmiştir.' gibi bilimsel bir açıklama (!) ile içini rahatlatır.
onlar kesinlikle olumsuz düşünmez, her şeye mantıklı bir gerekçeleri vardır:
- burnum akıyor, boğazım ağrıyor, vücudum kırılıyor, ölüyorum ama hasta değilim. çünkü mevsim geçişlerinden ya, normaldir.
- sürekli gözüm ağrıyor, devamlı ekrana bakıyorum ya ondandır.
- ben obez falan değilim tamam mı? ne varmış vücudumdaki yağ oranı kas oranından fazlaysa? hayır ne olmuş karbonhidrat miktarım protein miktarımı geçmişse? benim kemiklerim iri, o kadar.
sizi negatif enerjileri ve hiç düşmeyen o stres seviyeleriyle hastalık hastası etmeye çalışan insanlardan uzak durun dostlar!
yazımı, sıla'nın yıllar yıllar önceki bir şarkısıyla noktalıyorum:
'rezil ettim kendimi,
dağıttım içtim düştüm.
ona buna ağladım,
içimden döküldüm.
gülmeyi unuttum,
kendimi dinlemekten.
hastalık hastası,
oldum senin yüzünden.'

dünya'da koronavirüs durumu

danisman
Almanya'da son 24 saatte 81 bin 417 yeni korona virüs vakası tespit edilmesiyle ülkede salgının başlangıcından bu yana günlük en yüksek vaka sayısı kayıtlara geçti. Sadece Almanya değil, diğer Ülker'in de durumu bu tablodan farklı değil maalesef. Bu ciddi anlamda bir pandemidir ve dünya genelinde sıkı önlemlerin alınması gerekiyor. Bu durum bir ülkenin ya da bazı insanların önlemleri ile çözüme kavuşacak bir durum değildir maalesef.

karakter meselesi

kafadengi
birisi bize bir yanlış yaparak karaktersizliğini sergilediğinde bu durumu açıklamak için kendimize telkin ettiğimiz ifade. bir iyi bir de kötü iki insanı mukayese ederken de bu tanımlamadan yararlanırız. örneğin hasta olmuşuzdur ve çok iyilik yaptığımız birisi hiç arayıp sormazken; dış kapının dış mandalı diye tabir ettiğimiz ve pek samimiyetimiz olmayan kişi bizimle yakından ilgileniyordur. 'karakter meselesi' deriz; kimin ne olduğu zor günde anlaşılır hakikatini bizzat yaşayarak. kötü karakterli olmak karaktersizlik diye nitelendirilir ama öyle veya böyle her insanın bir karakteri vardır. bazılarınınnın karakteri, filmlerdeki sihirli güçlere sahip karakterler gibi yalandır. bazıları 2 harfli parola gibi yetersiz karakter uyarısı verir. kimilerinin karakteri twitter gibi belirli bir noktadan sonrasını kabul etmez; kimileri de Türkçe karakteri olmayan klavye gibidir. Ha bire yanlış anlamalara sebep olur. olayı böyle farklı bir boyuta taşımışken; sesli harf kullanmadan yazanları, şekilli karakterlerle havalı görünmeye çalışanları da unutmamak gerekir. ne yazdıklarını anlayabilmek için olağanüstü çaba sarfetmemize yol açan bu insan grubu neyse ki gçmşt klmştr. (!)

hoş geldiniz, bilginizle fikirler ve eleştiriler getirdiniz.


eski defterler ile zamanda yolculuk açılıyor. dün, bugün, yarın ve sonsuza değin el değmemiş konularda deneyim ve düşüncelerinizi açıkça paylaşabildiğimiz kronolojik bilgilik, hayata dair ne varsa aklınızdakilere 7/24 tercüman olacak etik çerçevede bir topluluğuz.
üyemiz olarak, zaman makinesi eski defterler'e siz de özgürce yazılar yazmak ve yönetimine katılmak ister misiniz? iletişim: sozluk@eskidefterler.com / +908503022238

hemen yazar olun