piyasadaki hareketlilik

danisman
Piyasalardaki halk aleyhindeki yükselişi devam ediyor. Dolar 14,27.. Avro 16,11.. Gram altın 816,72... Piyasadaki yükselişler böyle devam ederse eğer, Dünya Gazetesi yazarı Şeref OĞUZ'un Merkez Bankası ile ilgili söyledikleri aklıma gelmiyor değil.

dogecoin

sezgin
Dogecoin yatirimcilari suanda cok sevinmis olabilirler cunku dogecoin yilin en yuksek yukselisini gerceklestirdi ve alanlari cok sevindirdi cunku hep dususlerde oldugu biranda tavan yapip yukselise gecti suanda turkiyede ve dunyada en buyuk reaveti goren dogecoindir

kandil ikramları

ahmetbeyler
Tabiki komşuluk önemlidir biz Türk halkinda ki buda benim için mutluluk vericidir. Ama birde bunun dışında kandil ikramları var genelde helva yapılır dağıtılır sonra sen tabağı dolu verirsin ne koyacağını şaşırsın filan. Bu böyle bir döngü. Ama keyifli ve hoşluk var tabi.

ucuz etin yahnisi

candan82
atalarımız tarafından, yenilmemesi gerektiği belirtilen yemektir. (!) şimdi burada 'ya etin kilosu olmuş bilmem kaç lira, bir et döner 10 TL'yse o işin içinde kesin bir iş vardır, at eti falan kullanılmış olabilir' tarzında söylemlere girmeden -belki de girmiş oldum ama- konuya farklı bir perspektiften bakarak sizinle yine paylaşımda bulunmam gerekmektedir. (!) ucuz ürünlere karşı önyargılı olmak bence yanlıştır. aksine, fiyatı tuzlu; kendisi yavan birçok ürün vardır! ünlü markaların lüks ürünlerine onca para bayıp mağdur olan çoktur. halbuki mesela ben; A101'den 20 liraya aldığım kulaklığı yıllardan beri kullanmaktayımdır. (!) yine ben, her şeye mümkün olan en az parayı harcama taraftarıyımdır. aslında yiyecek konusunda paraya acımamak gerekir. tabii ki bu canımız ne istiyorsa yiyelim, yemeksepeti'nden bol bol puan kazanalım demek değildir. (gönül ister ki öyle olsun fakat maddi durumlar buna müsade etmemektedir.) kastettiğim şey merdiven altı ürünlerden uzak durmak; bilindik markaların ürünlerini -biraz pahalı olsa da- almaktır. çünkü sağlık ihmale gelmemektedir ve parayı yerine koymak mümkün olsa da sağlık için aynı şey geçerli değildir. ama ihtiyacımız olmayan, sırf zevk, gösteriş, 'hazırda bulunsun' vb. gibi amaçlarla aldığımız ürünlere de tomarla para sarfetmek mânâsızdır. örneğin bir çantaya 4999 TL vermek nedir? (tabi pahalı ürünlerin fiyatları neden hep 99,9 ile biter, bu ayrı bir soru işaretidir.) bu durum aklıma şu fıkrayı getirmiştir:
Adamın biri fırına gidip 299 tane ekmek ister.
Fırıncı da kendisine; '300 olmaz mı abi?' der.
Adamın cevabı müthiştir: 'Yok abi, o kadar ekmeği kim yiyecek!'

adaletin bu mu dünya

bulunmazzz
altına yüzlerce örnek yazılması mümkün olan bir başlık. çünkü rezilliği ayyuka çıkmış insan sayısı, şu bir türlü çözüme kavuşturulamayan davaların sayısı kadar çoktur. sâhi; gerçekten de mahkemelere taşınıp da hâlâ -spam yüzünden şikâyet edilmiş instagram hesapları gibi- mahzun mahzun askıda bekleyen kaç dava vardır? eminim ki bilgisayarımda bulunan ve ergen odası gibi karmakarışık olan klasörlerimdeki dosyaların durumu; daha yüzüne bile bakılmamış dava dosyalarının durumundan daha iyidir. bugün git yarın gel diyerek dallas'a çevirilen davalar; 'davarlar büyüdü kesilip kavurma yapıldı, siz daha bir davayı halledemediniz' dedirtmektedir. (!) peki ya 'haksız sonuçlandı bu dava, hani derdimize devâ?' diyenlerin feryatları ne olacaktır? suçlunun lehine, haklının aleyhine sonuçlanan davalar hakimlere, savcılara, emeği geçen (!) hukuk görevlilerine para kazandırırken, zulme uğrayan kişilerin adalete olan inancını kaybetmesine, yaşama sevincini yitirmesine, haksızların hakettiği cezayı bulacağına dair umutlarını söndürmesine yol açmaktadır.

'hiç bitmiyor dava, kimse gelmiyor tava, suçlular nişan almış, çıkmışlar bak ava' demek suretiyle saçma da olsa kafiyeli bir şiircik yazarak devam ettiğim bu başlığı açma sebebim tam da bir 'davamsı' bir şeyden bahsetmektir.
şöyle ki;
iddiaya göre 58 yaşında felçli bir adam, bir arkadaşının dükkanında otururken dükkana birileri geliyor.
adamcağıza yer misin yemez misin diye girişiyorlar ve döverek öldürüyorlar.
ama ölüm, olay mahalinde değil; hastanede gerçekleşiyor.
bu yüzden cinayet olarak değerlendirilmiyor, 'ölüme neden olacak şekilde kasten yaralama' sayılıyor.

(Şimdi o zaman bir adam buna istinaden birini evire çevire dövse, biftek doğrar gibi her yerinden bıçaklasa (evet çünkü o cânilerin felsefesi bu olduğu için böyle bir örnek verdim) ve 'a nasıl olsa olay yerinde ölmeyince cinayet olmuyormuş' deyip, adam can çekişirken, tam ölmek üzereyken; onu alıp can havliyle olay yerinden başka bir yere taşısa ve adam orada son nefesini verse; bu adam şimdi cinayet işlemiş sayılmayacak mıdır? bakın, mantık yürütmek işte böyle bir şeydir.)
neyse; onlar cinayet demese de biz cinayet diyelim...
2 kişi işliyor. bunların ikisi de olayın 1 ay öncesinde cezaevinden -şartlı tahliye- ile dışarıya ihrac olmuş ürünler. (!)
birinin tam 32 suç dosyası var. (gerçi bu ne ki? biz ne suç dosyaları olanlar duyduk da hepsi salına salına gezmesi için serbest bırakılmıştı.)
dükkanı dağıtıyor, adamın üzerinde bulunan parasını alıyor ve o kadar dövüyor ki zavallı adamın kafatası kemikleri kırılıyor.
adam 1 hafta hastanede yatıyor ve hayatını kaybediyor.
aslında önce bu suçluların 2 yıl tutukluluk hâllerine karar veriliyor, sonra savcı değişikliği yapılıyor.
sonra bunlar berât ediyorlar.
sebep: yeterli delil olmayışı (bu durumda bile yeterli delil yok diyene deli denmez de ne denir? bunlar adamı delirtir ki delirtiyor da zaten, insanlar güvenmiyor, yakını mezarda yatarken suçluların dışarıda gezmesi tabii ki onların psikolojilerini bozuyor)
mahkeme onların lehine yapılan savunmayı haklı buluyor.
savunma şöyle gerçekleşiyor:
'zaten hastaymış, sağlam adamı böyle dövselerdi ölmezdi'
şu an pencereyi açın ve geliyorsa sokaktan gelen köpek seslerini dinleyin. sonra o seslere anlam yüklemeye çalışın, o havlamalara mantıklı anlamlar bulun.
eminim bu savunmayı anlamaya çalışırken zorlandığınız kadar zorlanmayacaksınız.
mahkeme bu savunmanın üzerine onları salıyor.
geriye de iki ihtimal kalıyor:
1- onları salanlar kararı verirken 298.394.444 promil alkollüydü (!)
2- ya da o an insanlık, hakkaniyet, adalet, hak-hukuk gibi kavramlar kendileri için devredışı kalmıştı.
(belki de hep öyleydi)
başka mantıklı bir açıklaması olan varsa -ki yoktur- yazabilir.

yüzüklerin efendisi

acikelli
Yüzüklerin efendisi serisini bende okudum ama anlatım çok ağır gelmişti. Hobbit kitabını da okudum o daha akıcıydı. Artık yazar çocuk kitabı diye farklı mı davranmış yoksa çevirmen farkı mı var bilemiyorum. Ana dilde okumak lazım da işte o kadar pişemedik.

hoş geldiniz, bilginizle fikirler ve eleştiriler getirdiniz.


eski defterler ile zamanda yolculuk açılıyor. dün, bugün, yarın ve sonsuza değin el değmemiş konularda deneyim ve düşüncelerinizi açıkça paylaşabildiğimiz kronolojik bilgilik, hayata dair ne varsa aklınızdakilere 7/24 tercüman olacak etik çerçevede bir topluluğuz.
üyemiz olarak, zaman makinesi eski defterler'e siz de özgürce yazılar yazmak ve yönetimine katılmak ister misiniz? iletişim: sozluk@eskidefterler.com / +908503022238

hemen yazar olun