confessions

farmasiyen

1. nesil yrd. yönetici - tabib - yrd. yönetici

  1. toplam entry 126
  2. takipçi 2
  3. puan 6781

en çok söylenen yalanlar

farmasiyen
çoğu insanın sıkışınca bahane olarak kullanmaya çalıştığı, fakat muhatabı tarafından hiç inandırıcı olarak görülmeyen ve 'seni kekliyorum! bana inanma!' şeklinde anlaşılan cümleler bütünü. bu yalanların kullanım oranı tıpkı embesil hareketlerle video çekip youtube'a atan birçok kişinin ergen abone sayısı kadar yüksektir!

örneğin 'biz sizi arayacağız' yalanı bunların başında gelir. nedense o telefon bir türlü çalmaz. 2000'li yıllarda kontörü olmayıp da ödemeli atan arkadaşın dramı kadar kötüdür CV'sini verdikten sonra 'biz size döneceğiz' sözüyle kibarca postalanmak.

'ben asla yalansöylemem' de en sık telâfuz edilen yalanlardandır. kimse yoğurdum ekşi demediği için herkese göre kendisi mükemmeldir. oysa iyi insanların ne kendini övmeye ne de bir başkası tarafından övülmeye ihtiyacı yoktur.

'dünya ahiret bacımsın' yalanını da unutmamak gerekir. onun bir başka versiyonu 'biz beraber büyüdük, kardeşiz' şeklindedir. nedense bunu söyleyenler bir süre sonra o 'kardeş' kelimesinin sonundaki üç harfi silerek yerine bir 'ı' harfi, yanına da 'm' harfi koymak için uğraşmaya başlar. (!)

'sessizdeydi duymamışım' veya 'mesajını şimdi gördüm' yalanlarını söyleyen çoktur ama yiyen yoktur. not: son görülmeyi ve okundu bilgisini kapatmanız bir işe yaramıyor, daha çok sırıtıyor. böyle yaparak kurtulduğunu zannedenlere duyurulur.

'bir defa yüzüm gülmedi' yalanı da çok nankörce bir ifadedir. insan sahip olduğu onca şeyi, en ufak bir sıkıntıda yoksayar. her gün ağzı kulaklarında yaşıyor olsa; bir gün bir şey yolunda gitmedi mi 'senelerdir gözümün yaşı dinmiyor' moduna girer.

'mesaideyim' yalanı pandemi nedeniyle artık pek söylenmez olmuştur. ama o bir yerlerde pusuya yatmış bekliyordur, işler normale dönünce tekrar gün yüzüne çıkarak sevgiliyi veya evde bekleyen eşi/çocukları, yahut yemeğe çağıran anneyi vb. geçiştirmek için kullanılmaya devam edecektir.

'sana çok yakışmış' sözü de kadınların en çok duymak istediği yalanlardandır.

'70 milyon bizi izliyor' yalanını çoğu programcı söyler ama kıytırık kanallarda yayınlanan programların sunucuları söyledi mi rezâletin elli tonu ortaya çıkar.

'elektrikler gitti ödevimi yapamadım' yalanı eski çağlarda kalmıştır. onun yerine 'ttnet altyapı çalışması yapıyomuş ya birkaç gün net gelmeyecekmiş' veya 'o kadar yazdım yazdım, kaydetmeden kapattım' gibi daha dijitalimsi yalanlar uydurulur.

'bir kereden bir şey olmaz' yalanı nice insanın hayatını karartır. 'evlenelim, anneni de yanımıza alırız, failler bulunup adalete (!) teslim edilecek, iktidara gelelim terör bitecek ekonomi düzelecek, sadece arkadaşız, ben hiç horlamam, hallederiz, akşama erken gelirim, işsizlik azaldı, sigarayı bırakacağım, diyete başlayacağım' gibi ifadeler de söylenme rekorları kırmış yalanlardandır.

diğer popüler yalanlar ise şunlardır:

'ben size mail atmıştım gelmedi mi?'bir ara görüşelim
çok zayıflamışsın
sorun sende değil bende
ben de tam seni arayacaktım
trafik vardı
%50 indirim!
beğenmezseniz paranız iade
zehirlendim
ailevi bir mesele v ar
senin gibisini görmedim
tek aşkım sensin
mühim olan ruh güzelliğidir
yarın başlayacağım
iğne atsan yere düşmeez

hırs

farmasiyen
doz aşımı yapılırsa zarar veren duygu. düşkünlük, doymazlık gibi anlamlara gelen hırs; ekseriyetle kötü arzuları anlatmak için kullanılan bir terimdir. kimileri şöhret hırsıyla yanıp tutuşur; birileri ondan bahsetsin, meşhur olsun diye yapmadığı şey kalmaz. fenomen olmak için her türlü rezilliğe ıslak imzasını atar (!) ve bundan da hiç gocunmaz. bazıların gözünü de mal-mülk hırsı bürümüştür. milyarlarına milyarlar eklemek için her şeyi yaparlar fakat ceplerinden 3 kuruş çıkmaması için sefil gibi yaşarlar. bunun adına da tutumluluk, tasarruf derler. oysa onlar pintilerin ta kendileridir.

hırslanmak, başkalarını yoksamaya sebep olmaamalıdır. hırs yaptı diye istediği şeyi elde etmek için başkasının üzerine basıp yürümeye çalışanlar ummadıkları anda yere serilir.

insanı çoğu zaman onun düşmanları hırslandırır. eleştiriler bir ok, kalp de bir dart tahtası gibidir. insan yıkıcı eleştirilerle hırs yapar ve 'görürsünüz ulan, size gününüzü göstermezsem adam değilim anasını satayım' moduna girer.

kilolu bir insan boğazına hiç hâkim olamayıp sürekli 'ye babam ye' çerçevesinde hayatını sürdürürken (!), bir gün birinin 'aaa göbeğin büyümüş hamile misin?' veya 'toplam malzemen bu kadar mıydı?', '10 tane gezegen var diyolar da sen 11. gezegen falan mısın?' gibi sözleriyle hırs yapar. böylece o big king'lerden, güllüoğlu baklavalarından, hacıoğlu dönerlerden ve komagene çiğköftelerden bir anda soğur. azmeder, bağrına taş basar ve kısa zamanda kilolarını şutlar.

azim demişken hırs ve azim arasında da farklılık olduğunu hatırlamak gerekir. azim iyi ahlâklı insanların meziyetlerindeyken başkasına zarar vermeye yol açan hırs, bencil ve çıkarcı insanların vasfıdır.

hırs sonu gelmeyen ve aşırı derecede tutku/arzu; kızgınlık, öfke gibi anlamlar taşır. hırslı insanın amacı başkasını mağlup etmek, ondan üstün olmaktır. hırslı insan kolay kolay tatmin olmaz, yenilgiyi kabullenmez.

azimli insan yenildiğini kabul eder, fakat yılmaz. kaybettiklerini kazanmaya çalışır. başkasını alt etme gibi bir hedefi yoktur. azimli insan 'ben başarayım yeter' düşüncesindedir, kıskanç ve kötü niyetli değildir. kendisine odaklanmıştır. zaten çalışkan olduğu için başkalarının ne yaptığıyla uğraşacak vakti yoktur. azimli insan kanaatkârdir, yetinmeyi bilir.

ölüm korkusu

farmasiyen
ecele faydası olmayan, yalnızca insanın psikolojik sağlığını bozan bir fobi türü. inanmayanlar bir gün ölümsüzlüğün bulunabileceğini zanneder. estetik olmanın yaşlanmayı geciktirdiğini, ilaç kullanmanın, spor yapmanın, takviye almanın yaşam süresini uzattığını söylerler. inananlar ise bunların bir 'sebep', bir vesile olduğunu; aslında ecel vaktinin hiç değişmediğini ve eceli gelenin bu dünyadan göçtüğünü bilirler.

tabii 'öleyim de kurtulayım' (!) diye isyan eden yahut kendini çok mütedeyyin sanıp her şeyi dört dörtlük yaptığını düşünen ve 'vuslat günü gelse de bir an önce hakiki vatanıma kavuşsam, yeyrin altı bana daha sevimli geliyor, keşke ölsem de Cennet'teki güzellikleri görsem' vb. gibi şeyler söyleyenler de ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldıklarında ne yapacaklarını şaşırırlar. (istisnâlar kâideyi bozmaz. gerçetken ölümden korkmayan, ona çok iyi hazırlanmış insanlar da vardır. mesela vatanı için korkusuzca savaşanlar buna örnektir. teröristler ise bir hiç için kendilerini imhâ eden beyinsizlerdir.)

özellikle, inançsız insanlar başları sıkışınca hemen Tanrı diye yalvarmaya başlarlar. gemi su almaya başlayınca veya uçak türbülansa girince bu halden kurtulurlarsa çok iyi bir insan olacaklarına dair kendilerine söz verirler. ama sağ-sâlim karaya çıktıkları zaman kaldıkları yerden devam ederler.

en gözü kara görünen insanın bile içinde bir yerlerde ölüm korkusu vardır. can her zaman tatlı gelir ve insanların çoğu ölümden bahsedilmesini bile istemez.

(tabii intihar edenler de çoktur. onların nasıl bir psikolojiye girip de bunu yapabildiklerini anlamak mümkün değildir.)

ama işte insan beyin ameliyatında ölmez de sokakta yürürken başına cam düşüp ölebilir. ya da kurşun yeyip ölmez ama nefes borusuna bir kuru fasulye tanesi kaçar ve hayatını kaybeder.

yani insan en ummadığı anda ölüme yakalanır ve korkmak onun daha önce veya daha geç gelmesini sağlamaz.

insanlar uyumak zorunda oldukları gibi öleceklerdir de. hem bu durum tüm canlılar için geçerlidir. onun için ölümden korkmak yerine onu iyi karşılamaya çalışmak gerekir.

tabii ölüm korkusu da gereklidir. ancak her şeyin fazlası zarar olduğu gibi her korkunun aşırısı da insanın sağlığını bozar.

insan sevdiklerinin ölmesinden de çok korkar. ama onları kafese kapatsa bile bir gün öölmelerine engel olamaz. onun için yapılması gereken sevdiklerimizin değerini bilmektir.

'yok abi ben ölümden mölümden korkmam' diyenlere şöyle biraz ölü yıkama, tabuta koyup kefenleme videolarını izlemeleri önerilir. (!)

kızınıza sahip çıksaydınız

farmasiyen
bir kadın cinsel istismara uğradığında, kaybolduğunda veya öldürüldüğünde, suçluların bulunup cezalandırılmalarını sağlamaya çalışan anne-babaların karşı karşıya kalabildiği aptal cümle. örneğin şule çet dâvâsında sanık, kızın babasına karşı bu ifadeyi kullanmıştır. Tıpkı yaptığı şeyi mârifet olarak gören, adamlığı bırakın hayvan bile olamayacak bazı insanlar gibi. Tıpkı kızların başına gelen kötü olayların kızlar ve anne-babaları yüzünden olduğuna inanan örümcek kafalı insanlar gibi.

böyle düşünen insanlara göre kızlar bir maldır veya bir köpektir. onlar kafese koyulmaz, bir fânus içinde saklanmaz veya tasması bağlı tutulmazsa (!) başlarına bir şey gelir. bu durumda suçlu, onlara zarar veren mahluklar değil; kızın anne-babasıdır. çünkü 'kızlarına sahip çıkmamışlardır.'

işte bunlar 'kızınıza sahipğ çıksaydınız' diye kendini veya suçluları savunan kişilerin psikolojisidir. (TV karşısına kurulup magazin programı izler gibi müge anlı izleyip bir yandan da çekirdek çitlerken 'canım işte o da gızına sahip çıksaydı' diye suçluları müdafaa edenler aynı şey kendi başlarına gelince îdam! diye bağırmay başlar.)

bu tarz bir düşünce mekanizması geliştirmiş, beyni sakatlanmış olan insanlara göre kızların tecâvüze uğramalarının sebebi erkekleri tahrik etmeleridir. açık giyinen bir kız sözlü ve fiziksel tâcize dâvetiye çıkarmış demektir.

anne-babası kızın bilgisayar, telefon kullanmasını yasaklamıyorsa, onun dışarı çıkmasına karışmıyorsa kızlarına sahip çıkmıyorlar demektir. (!)

toplum bir vücut ise işte böyle düşünenler o vücutta kangren olmuş bir el, kanser olmuş bir mide, atardamarı tıkanmış bir kalp gibidir. böyle insanların bir cerrahi operasyonla toplumdan çıkarılması gerekse de tabii ki bu mümkün değildir.

ten uyumu

farmasiyen
bir kadın ve erkek arasında oluşan bedensel âhenk, fiziksel çekim gücü, dokusal mutâbakat. (!) ]işte bunlar hep marjinal görünme çabaları]

çoğu kişiye göre tam kıvamında bir aşk için gereken temel malzemelerden biri ten uyumudur. yoksa aşkın dibi tutabilir, tavaya (veya ayrılığa) yapışabilir.

öyle ya, ten uyumunu yakalayamadıkları veya eski heyecanı alamadıkları gerekçesiyle yollarını ayrıanlar çoktur.

burada şarkıcı hâdise'nin sorduğu şu soruyu tekrar dile getirmek gerekir: 'aşk kaç beden giyer?'

ya da murat dalkılıç gibi şöyle demelidir: 'hangi ten kolayca bulmuş ki dengini, hızlanırsan bir taş tökezletir seni.'

sanki pc topluyormuş da ekran kartıyla uyumlubir ram arıyormuş gibi 'ten uyumluluğu' gerekçesiyle o ten senin bu ten benim seyyar satıcı gibi durmadan gezenler yok mu! işte onların aşka uzaklığı, mc donalds lezzetinin tavuk dönere olan uzaklığı gibidir.

iki insanın teni uyuşmazsa beyni uyuşur, birbirlerini anlayamaz olurlar. (!) biri diğerinin kapsama alanına giremezse 'aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor, sinyal sesinden sonra...' uyarısını dinlemek zorunda kalırlar. ama sinyal sesini beklemeyip yol yakınken kapatmaları gerekir.

tabii ki bu söylediklerimiz 'aşk=sevişmek' şeklinde algılanmamalıdır. tam aksine; dokunmadan ve hatta görmeden yaşanan aşklar daha gerçek, daha samimi ve daha uzun ömürlü olmaktadır.

ancak iki insan ilişki yaşıyorsa ten teması da bir yerden sonra kaçınılmazdır. işletim sistemiyle yazılım uyumsuz olursa ya delete tuşunu kullanmaktan ya da format çekmekten başka çare yoktur! (anladınız siz onu)

fakat ten uyumu dediğimiz şey eğer iki kadın veya iki erkek arasında aranıyorsa, birbirine cinsel arzu duyan iki kişi hemcins ise bunun tanımı sapıklık şeklindedir.

mutlu bir evlilik için ten uyumu şart olsa da flört etmek için böyle bir şart yoktur. hatta evlenmeden karı-koca gibi takılmak da kötüdür. (herkes farklı düşünüyor olabilir. kimilerine göre bu gâyet normaldir ve özgürlüktür.)

aranızda yoksa sinerji, alamıyorsan hiç enerji, sen bırak onu, yapar sana alerji! (bu şiirimsi dizelerim de benden tüm eskidefterler dinleyicilerine gelsin! istek parçalarınızı eskidefterler dj'ine iletebilirsiniz. kafamıza yatarsa çalarız.) :) :)

elbette ki ten uyumsuzluğuyla kastedilen şey, birinin zenci, birinin beyaz olması değildir. ırklar, renkler, vücut özellikleri farklı olabilir. önemli olan verimliliğ iyakalayabilmek, o randımanı alabilmektir. o size dokunduğunda CPU'nuz tavan yapıyor, kalbiniz (evin tüm pencerelerini açmışsınız gibi cereyan yapıp) çarpıyorsa, vücudunuz haziran'da kazak giymiş gibi terliyorsa; o da b uduygular konusunda size karşı boş değilse ten uyumu var demektir.

intikam

farmasiyen
çoğu kişiye göre 'soğuk yenen' fakat hazımsızlık yapan bir yemek.

çocuklar dolaptaki çikolatayı yiyen kardeşinden (!), liseliler 'hocam ödev vardııı!' diye ödevi hatırlatan inek öğrenciden, terk edilen kişi de kendisini unutup hemen yeni manita yapan eski sevgilisinden intikam almak ister.

dünyevi şeyler için intikam alma peşine düşmemelidir. fakat intikam alınması gereken birileri varsa o da teröristler, vatan hâinleridir.

bir olay olduktan sonra önce ortamın soğumasını, suların durulmasını, her şeyin unutulmasını bekleyen bu insanlar; yaşanan olayın üstünden uzun bir zaman geçtikten sonra küllenmiş ateşi ansızın alevlendirmeyi çok severler. çünkü onlar 'intikam soğuk yenen bir yemektir' felsefesini benimsemişlerdir.

onlara göre bir insandan intikam almak gerekiyorsa bu, onun hiç beklemediği bir zamanda, pat diye! olmalıdır.


iki kişi kavga ettikten sonra olayın şokunu atlatana ve herkes kendi hayatına dönene kadar belli bir süre geçmesi gerekir. işte bu süre zarfında her iki taraf da muhatabından gelecek kötülüklere karşı teyakkuz hâlindedir.

ama üzerinden biraz zaman geçince her şey unutulur. (daha doğrusu bir taraf unutur, diğer taraf pusuya yatmış bekler.) amacı intikam almak istediği o kişinin işleri yolundayken, tuzu kuruyken; böyle mutlu mesut yaşıyorken hayatının orta yerine dinamit bırakmaktır!


o yüzden atalarımız 'su uyur, düşman uyumaz' diye boşuna dememişlerdir.

intikamın en kötüsü de birinin yaptığı kötülüğün bedelini başkasına ödetmektir. (annemizin babamızla kavga ettikten sonra en ufak bir bahane ile bizi dövmesi ve böylece hıncını bizden alması bu intikamın örneklerindendir.)

ya da kan dâvâları da bunlardandır. biri birini öldürdü diye o kişinin âilesindeki herkesi öldürme üzerine kurulu olan bu zincirleme cinâyette kurbanlar hep suçsuz kişiler olur.

bazıları da eski sevgilisinden intikam almak için başkasıyla aşk yaşar. aklınca eski sevgilisinin burnu sürtsün ister. 'başkasına boş yere umut mu vermişim? onu kandırıyor muyum?' böyle şeyler onların umurunda değildir.

intikam zayıf insanların işidir diye bir söz vardır. güçlü insanlar affetmeyi seçer derler. fakat bunu da abartmamak gerekir. her haltı yiyeni affetmek, 'bu yetmedi, bi daha! bi daha!' diye tezahürat yapmak gibidir.

ama tabii ki insanın ne kötülük görürse görsün intikam alma yoluna gitmemesi erdemli bir davranıştır. kimsenin yanına kâr kalmayacağına inanan insan zaten intikamla mintikamla uğraşarak kendini yıpratmaz.

dost kazığı

farmasiyen
çoğu insanın hayatında bir defa yemiş olduğu, adı kazık kendisi yazık bir çeşit zehir türüdür. âşık veysel gibi 'dostum diye diye nicesine sarıldım' dediğiniz bir insandan hiç beklemediğiniz bir anda gelen tekme, ummadığınız bir anda fırlatılarak başınızı yaran taş; dağınıza yağan kar hatta çığ vb. şeklinde de tanımlanabilir.

dost tarafından ikram edilen (!) ve sizin de 0 iştahla, istemeye istemeye yemek 'zorunda' kaldığınız kazık ruhunuzda hazımsızlığa, kalbinizde şişkinliğe, hayallerinizde gastrit sorununa ve umutlarınızda reflüye neden olur!

bu hastalığın tedavisi için hangi tabîbe gitseniz; bilemezsiniz...

ama siz: 'olayı dramatize etmeye gerek yok, ben dostumun attığı kazıkları saklıyorum ki o geri geri yürüyerek kalçası üstüne tekrar döndüğünde oturtacak bir yerim olsun, onu o kazıkta misafir edeceğim' diyorsanız; sizi hiçbir şey yıkamaz.

dost kazıkları kendi arasında farklı türlere ayrılır. (bu sınıflandırma bilimsel nitelik taşımamaktadır, bunu dikkate almanız önemle rica olunur).

eski dost kazığı: bununla yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmemiştir. yeri gelmiş, sevgilinizle sinemaya giderken bile yanınızda o olmuş; kene gibi yapışıp dibinizden ayrılmamış ve tüm romantizminizin içine etmiştir. yeri gelmiş sizi uykunuzun en tatlı yerinde bir telefon sesiyle uyandırmıştır. yeri gelmiş hesabı size ödetmiş, 'sonra vericem kanka' lafları havada kalmış ve siz 1 kişilik yeyip 2 kişinin parasını ödemekten dolayı derin bir hüzne gark olmuşsunuzdu.r (boğulmuşsunuzdur) o alacağınız tahsilat yalan olmuştur. yıllar böyle geçmiş; gel zaman git zaman aranızda bir anlaşmazlık yaşanmıştır. belki patronunuzun arkasından konuştuğunuzu gidip ona ispiyonlamıştır, belki ortaklaşa bir iş yapacakken sizi dımdızlak ortada bırakıp kendi işini kurmuştur. işte eski dost kazıkları unutulması en zor olan kazık çeşitlerinin başında gelir.

kombine dost kazığı: buna 'ikili dost kazığı' da denir. hatta 'multiple dost kazığı, multiplayer dost kazığı, bi alana bi bedava dost kazığı' şeklinde de nitelendirilebilir.

çünkü bu dost kazığının meydana gelmesinde sevgilinizin (eski sevgilinizin) de büyük bir rolü olmuştur. dostum sanarak koynunuzda beslediğiniz o yılan ile sevgilim zannederek kalbinizde büyüttüğünüz o çiyan birbirleriyle hayvansal bir ilişkiye girmişler; sizi aldatmışlardır!


belki de önceleri siz üçünüz birlikteyken sergiledikleri samimi tavırlarla sinyal vermişlerdir de siz anlamamazlıktan gelmiş 'aman canım biri sevgilim, biri de en yakın arkadaşım; samimi olmaları çok normal' diyerek geçiştirmişsinizdir.

sonra bir gün ikisini basmış, yahut mesajlarını yakalamışsınızdır. en acısı da askerden geldikten sonra onların evlendiğini öğrenmişsinizdir! (bu son örneği abartmış olabilirim. aşırı türk dizisi izlemenin sonucu budur! günümüzde bedelli askerlik falan çıktığına ve akıllı, zekâ küpü zehir gibi telefonlar yaygınlaştığına göre böyle bir şey olsa zaten haberi çoktan size gelir. teskerenizi beklemeye gerek kalmaz.)

peki size göre dost kazığının diğer türleri nelerdir?

eski sevgili

farmasiyen
tarih olan bir aşktan kalan en büyük arkeolojik kalıntı (!). fotoğraflar, sizin şarkınız, hafızanızdaki anılar falan da o aşkın tarihine ışık tutan önemli eserlerdir ve hepsi o eski sevgili denen meretin başının altından çıkmıştır. böyle damdan düşer gibi bir giriş yaptığıma bakmayın, aslında eski sevgili çoğu kişi için kapanmayan ve ince bir sızı hâlinde kanamaya devam eden bir yaradır. kurtulmak isteyip de kopamadığı bir baş belâsı, hem öfke hem de özlem duyduğu, hem dönmesini deli gibi istediği hem de 'yüzünü şeytan görsün' dediği, hem aramak veya bir şey için için telefonu kaç kez eline alıp bıraktığı hem de facebook'lardan, oradan buradan stalkladığı; kısaca sigara gibi bir bağımlılıktır. onunla olmamıştır ama onsuz da devam etmek kolay değildir.

eğer bu eski sevgili denen şahsiyet aldatmak, kazıklamak vb. gibi büyük bir hata yapmak suretiyle ilişkinizin nallarını dikmesine yol açtıysa, onu hatırlarken kalbinizde ciddi bir nefret dalgası oluşacak, bir kaşık su olsa da onu boğsanız gibi düşünceler dört tarafı sinirlerle çevrili beyninizi her tarafını işga ledeceketir.

eski sevgili diye tanımlanan kişiyle severek ayrılma şeklinde dramatik bir anınız olduysa, bu durumda eski sevgili sizin için 'bir gün gelecek, her şey eskisi gibi olacak' umuduyla beklediğiniz biri olacaktır.

eski sevgilinizin sizden ayrıldıktan kısa bir süre sonra, daha motoru soğumadan yeni bir sevgili edindiğini duyarsanız ona karşı olan öfkeniz pofuduk kek gibi kabaracaktır! (!)

eski sevgilinizin sizi hâlâ unutamadığını, sizin adınızı falan sayıkladığını, sizi millete sorup durduğunu haber alırsanız; kuşlar (yani arkadaşlarınız) size gelip hemen yetiştirirlerse o zaman öfkeniz değil egonuz bu sefer tsunami görülen deniz gibi kabaracak, şöyle bir havalara girme faslınız başlayacaktır.

eski sevgili hakkında çok şey yazmak mümkündür. onun nasıl bir varlık olduğu herkesin neler yaşadığına göre değişir. dolayısıyla eski sevgili diye nitelendirilen canlının (!) kesin bilimsel bir tanımı yoktur. ardında kötü anılar bıraktıysa ondan ayrılmak 'oh be kurtuldum'; ardında güzel hatıralar bıraktı ve mecburen, severek ayrıldıysanız 'bir daha onun gibisini nasıl bulacağım?' şeklinde serzenişe sebebiyet verir.

ama şu inkârı mümkün olmayan bir hakikattir ki; eski sevgili sizin arkadaşınız olamayacak tek kişidir.

hayır yani; bir zamanlar yumruklarınızı birbirine tokuşturduğunuz, kafa göz yer misin yemez misin diye birbirinize daldığınız o adam bile yakın dostunuz olabilir ama eski sevgiliniz olan kadın size arkadaş olmaz.

kızlar için de aynı durum söz konusudur. saç saça baş başa birbirinizi yediğiniz, 'bu niye benden zayıf? bunun bacakları niye düz de benimkiler çarpık?' diye kıskanıp parçalamak istediğiniz o kız bile sizin kankiniz olabilir fakat bir zamanlar aşkitom, bebitom, balım diye takıldığınız eski sevgiliniz size arkadaş olamaz.

çünkü eski sevgili 'eskimiş de olsa' sevgilidir. onunla hiçbir şey olmamış gibi iki arkadaş olmanız fizik kurallarına terstir. mutlaka o yaşananlar hatırlanacak, kalpte birtakım duygular (bu öfke de, hoşlantı da olabilir) meydana gelecektir.

aramazsan aramayan sormazsan sormayan insanlar

farmasiyen
kendilerini kaf dağında gören, burnu havada insanlar grubunda yer alan varlıklardır. onların yaptığı bu davranış size hak ettiğiniz değeri vermediklerinin en büyük kanıtıdır. arkadaşlığı ticaret olarak gören bu insanlar; 'o beni ararsa ben de onu ararım', 'o bana hediye alırsa ben daha ucuzunu alırım' (!) mantığını benimsemişlerdir. yalnızca işi düşünce arayan insanlar da onların akrabası falan olmalıdır. yalnız bir insanın sen onu arayınca araması kadar; onun seni arayıp bir türlü susmaması, telefonda destan yazması, bataryanın anasını ağlatması da ayrı bir sorunsaldır. siz onları sormayınca sizi sormayan insanlar kadar; siz onları sorunca 'çok kötüyüm' diye başlayıp tüm dertlerini sayan, sizi dert babası niyetine kullanan, sorduğunuza pişman eden depresif insanlar da tam bir ömür törpüsüdür. ilk adımı hep karşı taraftan bekleyen bu insanlar 'önce o arasın' ilkesini kendilerine düstur edindiklerinden dolayı, mesaj yazmak için can atsalar da bir harf yazmazlar. 'telefonun başında çaresiz bekliyorum, çalmayacak biliyorum' modunda öyle dolaşırlar. çünkü onlar gururludur, illa karşı taraf arayacaktır. ama her şeyi devletten beklememek gerekir. hem atalarımız ne demiştir: sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa?

asıl iyilik bize gelmeyen kişilere gitmek, bizi aramayan kişileri aramak, bize vermeyen kişilere vermek değil midir? (tabii ki bunu yanlış anlamamalıdır! vermek-vermemek derken; cömertlik, yardımcı olmak, iyilik etmek gibi şeyler kastedilmektedir! kötü kötü şeyler düşünmemelidir!(

eski defterler mobil uygulaması

farmasiyen
android kullanmadığım için hayıflanmama sebep olan başlıktır. bunun iPhone için olan versiyonu da sezon finaline girmiş bir dizinin birkaç aylık bir tatilden sonra yayınlanacak ilk bölümü gibi büyük bir merakla, heyecanla ve sabırsızlıkla beklenmektedir. çok sayıda kişinin indirmesini temenni ettiğim bu güzel uygulama eminim ki android kullanan eskidefterler kullanıcılarının bu platforma daha kolay katılım sağlamalarına yardımcı olacaktır. eskidefterler belediyesi çalışıyor dedirten bu gelişme bizi sevindirmiştir ve 'yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır' sözü gereğince eskidefterler'in daha pek çok başarıya imza atacağının bir kanıtı olarak nitelendirilebilir. eskidefterler'de hizmet bitmez sözünün somut örneği olan bu uygulama iPhone uygulamasının da bir habercisidir. bu da bizim şevkimizi artırmaktadır. hatta bence eskidefterler için PC programı bile çıkarılmalıdır. sonra bu program güncellemeler almalı, eskidefterler 1.8, eskidefterler 8.1 diye böyle böyle gitmelidir. normalde programların eski sürümlerini kullanan ve güncellemeye bile üşenen, hatta bunu çok eski bir chrome sürümüyle yazan ben; öyle bir şey olduğu takdirde eskidefterler manager programının en yeni sürümünü kullanacağım kesindir. (!) o zaman uygulamaya 5 yıldızlar ve yorumlar gelsin diye temenni ettiğimizi ifade ederek şunu da eklemek istiyorum ki bu uygulama android telefonlarınızın bilmem kaç GB'lik alanında mutlaka yer almalıdır.

bu arada iyice moda girmiş biri olarak bir teklifim daha vardır: eskidefterler'in google chrome eklentisi çıkarılmalıdır.

firefox, opera ve microsoft edge eklentileri çıkarılmasa da olur çünkü chrome'un yanında o tarayıcılar; cappuccino'nun yanındaki 3'ü bir arada nescafe gibi kalmaktadır. (!) hele firefox'un tahammül edilemez yavaşlığı eskidefterler'in güçlü eklentisini hiç kaldıramayacaktır.

neyse insan sevdiği ve faydalandığı bir şeyin herkes tarafından bilinmesini ister. ne kadar paylaşımcı bir ruha sahip olduğum buradan anlaşılmalıdır. (!) hayır, tüm bu övgüler lafı döndürüp dolaştırıp kendime getirmek için değildir. bu kötü bir espridir ve asıl amaç eskidefterler'in değerini anlatmaktır, bunu herkes iyi bilir.

hatta eminim ki bazıları, 'eskidefterler bir insan oslaydı sen onun can ciğer kuzu sarma kankası olurdun' diye düşünüyorlardır. öyle düşünen varsa çok haklıdır.
0 /

hoş geldiniz, bilginizle eleştiriler getirdiniz.


eski defterler ile zamanda yolculuk açılıyor. dün, bugün, yarın ve sonsuza değin el değmemiş konularda deneyim ve düşüncelerinizi açıkça paylaşabildiğimiz kronolojik bilgilik, hayata dair ne varsa aklınızdakilere 7/24 tercüman olacak etik çerçevede bir topluluğuz.
üyemiz olarak zaman makinesi eski defterler'e siz de özgürce yazılar yazmak ve yönetimine katılmak ister misiniz? iletişim: sozluk@eskidefterler.com

hemen yazar ol